II. Viyana Kuşatması'nın Danimarka Basınına Yansıması
Güncelleme tarihi: 8 saat önce
Medya, Propaganda ve Kolektif Hafıza İnşası

Extraordinair Maanedlig Relation gazetesi 1683 yılının -büyük ihtimal Kasım başlarında basılan nüshasında- Ekim ayı boyunca yaşanan gelişmeleri aktarırken Viyana kuşatmasına oldukça geniş bir yer ayırmış. Hayli detaylandırılan haberlerde (aslında "rapor" demek daha doğru olur ama buna birazdan değineceğiz) öne çıkan başlıklardan biri, bir “istihbarat” faaliyeti ile ilgili. Haberde Gotze Alayı'ndan Süvari Yüzbaşı Zaruba'nın Binbaşı Berenclau'nun karargâhında karşılaştığı ve himayesine aldığı bir Hristiyan’dan bahsedilmekte. Hans Kinnerling adındaki bu Hristiyan, Girit’te Türkler tarafından esir edilmiş ancak kuşatma esnasında Türklerin yanından kaçarak Viyana'ya sığınmış biri. Şahsın asıl özelliği ise metindeki ifadeyle “Store Vezier Hæste-Læge”, yani sadrazam'ın at tabibi/veterineri sıfatına sahip olması. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yakınlarında bulunan biri olarak ilk elden bilgiye haiz. Kinnerling’le ilintilendirilen enformasyona göre İstolni Belgrad şehrinde toplanmış olan Türk ordusunun durumu şu şekildeymiş:
Yeniçeriler ve Piyadeler 80.000 | Bosna paşası ile gelenler 1.000 |
Kırmızı Sancak Altındakiler 77.000 | Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın şahsi mahiyetinde bulunan askerler 9.890 |
Sarı Sancak Altındakiler 15.700 | Hırvatlar, Türkler, çeşitli Hristiyanlar ve Eflaklılar 40.000 |
Yeşil Sancaklı Sipahiler 3.500 | Bunların atlı olanları 2.000 |
Yeşil ve Beyaz Sancaklılar 2.000 | Hayrettin Paşa (ölen) 3.000 |
Beyaz ve Kırmızı Sancaklılar 1.800 | Kör Hüseyin Paşa (ölen) 8.000 |
Muhafız Sipahiler (Lif-Giorteler) 60.000 | Defterdar Paşa (ölen) 5.000 |
Konstantinopolis'in diğer tarafından, denizin ötesinden [Anadolu] gelenler 50.000 | Üsküp paşası 2.000 |
Mısır'dan Gelenler 10.000 | Niğbolu paşası 1.800 |
Babil'den [Irak] Gelen Atlılar 3.000 | Eğri paşası 8.000 |
Cerbe [Tunus] Paşası ile Gelenler 4.500 | Temeşvar paşası 5.000 |
Kudüs Paşası ile Gelenler 3.000 | Kanije paşası 1.500 |
Diyarbekir paşası ile gelenler 2.500 | Bunlardan başka, Türk Beylerinin komutası altında bulunanlar 8.000 |
Saruhan paşası ile gelenler 2.000 | Lağımcılar ve işçiler 15.000 |
Şehrizor paşası ile gelenler 2.500 | İstihkamcılar ve hendek kazanlar 20.000 |
Kastamonu paşası ile gelenler 1.500 | Toplam: 353.190 |
Not: Kalın (bold) yazılanlarla ilgili olarak [1] numaralı nota bakınız. | Viyana önlerinde ölenler ve vurularak öldürülenler 120.000 |
Rakamların Gücü: İstihbarat mı, Yoksa Zafer İstatistiği mi?
Burada tafsilata girmekte fayda var. Önce elimizdeki nüshadan başlayalım. Extraordinair Maanedlig Relation gazetesi Danimarka’nın ilk gazetelerinden biri. 1672 yılında yayın hayatına başlayan gazete aylık olarak Kopenhag’da yayınlanmakta. Bugünkü bildiğimiz manada bir gazeteden çok sekiz sayfalık bir rapor, bülten, veyahut haberperiyodikası demek daha doğru olur; modern gazeteye geçişin bir çeşit ara formu. Günlük basılan gazetelerin çıkmasına daha bir yüzyıl var, o yüzden de gerek
formatlar gerekse konvansiyonlar oturmuş değil. En basitinden haberler kimin elinden çıkma, muhabirler kim bilmiyoruz. Bu ve benzeri pek çok husus hayli müphem. Ayrıca konumuz özelinde konuşacak olursak, Osmanlı yer isimleri sıklıkla fonetik hatalarla kaydedilmiş. İsimler, kendi dillerinde duydukları gibi kağıda dökmelerinden kaynaklanan bir bozulmaya uğramış.[1] Bunlar birer olgu.
Gelelim “veteriner” Kinnerling’e ve onla ilintilendirilen istihbarata. 1683’ün Temmuz ayında başlayan kuşatmanın Merzifonlu’nun mağlubiyeti sonrası 12 Eylül’de sona erdiğini biliyoruz. Gazetenin de yaklaşık iki ay sonra, Kasım ayında basıldığını söylemiştik. Bu ordu listesini Kinnerling savaş sırasında mı yoksa savaştan sonra mı vermiş, buna biraz bakalım çünkü gazete bize bu konuda bir şey söylemiyor. Bu neden önemli? Çünkü bunun bir espiyonajlık faaliyeti olup olmadığının sırrı burada yatmakta. Bu listenin altında gazetede bir liste daha sunulmuş ve bunun ise sadrazamın karargahından ele geçirilen liste olduğu açıklanmış.

Bu listede, Ramazan’ın 18’ine denk gelen 7 Eylül günü Viyana önlerinde yapılan içtimada hangi paşanın kaç askeriyle hazır vaziyette bulunduğu yazmakta. 42 paşa emirlerindeki asker mevcudiyetiyle tek tek sıralanmış. Örneğin Halep’ten Bekir Paşa 1.000 askerle, Tatar hanı 20.000 askerle içtimadaki yerini almış. Listeye göre toplam mevcut 374.300. Sadrazamın çadırında ele geçirilen Türkçe bir notta ise 7 Eylül’deki içtimaya kadar ölenlerin (3 paşa, 500 akıncı vs. diye ilerliyor) toplamda 39.564 kişi olduğu ve muharip asker gücünün de 169.000 kişiden oluştuğu yazmakta. Yani içtima günü iki katına ulaşan bir neferden bahsedebiliriz. Bu ikinci liste ve kısa bilgi notu sadrazamın terk ettiği karargâh çadırında, haliyle savaş sonrası, ele geçirilmiş. Kinnerling’in “raporunu” teyit eden sayılar bunlar. Peki bu at tabibiyle ilgili başka ne biliyoruz? Tarihi kaynaklar yok denecek kadar az. Elimizdeki tek belge, en azından benim bulabildiğim, yine Kasım civarına tarihlenen, Almanca bir bültenden. Başlığı: “Kanlı Buluşma / 7 ve 10 Ekim tarihlerinde Barckan'da [Ciğerdelen] İmparatorluk ve Polonya orduları ile Türkler arasında iki kez gerçekleşen çatışma”.[2] Yine Kinnerling ile ilgili hemen hemen aynı şeylerden bahsediliyor ve yine askeri istatistiklerin "kaynağı" olarak Kinnerling gösteriliyor. Burada ise tabibimizin Türk ordusunun Ciğerdelen’de aldığı yenilginin ardından yaşanan kaos sırasında veyahut geri çekilme sürecinde müttefik kuvvetler tarafından esir alındığı ve 17 Ekim 1683 tarihinde Viyana'ya getirildiği yazıyor. Danimarka matbuatında müttefik kuvvetlere sığınan bir Hristiyan olarak sunulan tabibimiz Alman cenahında “ele geçirilen bir esir” olarak anlatılıyor. Velhasıl ister sığınmış ister yakalanmış olsun bu zatın savaş sırasında değil savaşın akabinde müttefiklerle bir araya geldiğini artık rahatlıkla ifade edebiliriz. Demek ki bir espiyonajdan, bir casustan bahsedemeyiz. O zaman Kinnerling’in ismi etrafında cereyan eden tüm bu malumatın amacının “başarılı bir istihbarati çalışmanın” hevesle kamuoyuyla paylaşılması anlamına gelmediği ortada. Tüm bu istatistik manzumeleri ve Kinnerling’e yapılan referanslar özünde bir “zafer kanıtı” niteliğinde. Amaç Avrupa halkına "Düşmanın en yakınındaki adamdan aldığımız bilgilere bakın ve Türklerin ne denli büyük bir darbe aldığını görün" mesajını vermek. Yani, verilen bilgilerin hem doğruluğunu kanıtlamak hem de zaferin büyüklüğünü meşrulaştırmak. Ezcümle propaganda.
Askeri Başarının İlahi Tevafukla Süslenmesi: Rimpler'in Kutusu
Aslında Viyana’da alınan bu galibiyet söylemler üzerinde çok büyük etki yaratmış, örneğin kuşatma bağlamındaki haberlere bakınca görüyoruz ki hadiseler okuyucuya menkıbeleştirilerek aktarılmış. Gazetenin ikinci sayfasındaki küçük bir haber bunun iyi bir temsili olarak karşımızda durmakta. Literal halini buraya koyuyorum.
Viyana'dan bildiriliyor: Mühendis Rimpler, Burg-Port [Kale Kapısı] civarında karşı-lağım kazarken [tünel açarken], yerin derinliklerinde eski bir duvara rastladı. Duvarın içinde, başlangıçta tabut sandığı bir teneke sandık buldu. Lakin sandık açıldığında içinin eski paralar, altın, gümüş ve değerli taşlarla dolu olduğu görüldü. Bunların arasında, üzerinde çok eski bir yazıyla [Latince] şu ifadelerin yer aldığı küçük bir kutu duruyordu:
Bulursan sevineceksin,
göreceksin, susacaksın fakat dua edeceksin,
savaşacaksın, inşa edeceksin;
bugün değil, yarın da değil, ama [zamanı gelince].
(şahlanmış bir at figürü) (dikilmiş ve silahlandırılmış bir kule)
(çeşitli silahlar)
İmza
Rolandt Huun. Mog. Bunu buraya koydu.
Haberde zaferi efsunlu kılmak için her türlü retorik yöntemin uygulandığı sezilebiliyor. Gömüde antikçağlardan kalma bir kutuda zaferin çok önceden müjdelendiğini, bunun zaten bir kader olduğunu ima eden ifadeler ve sembol çizimlerle (parantezin içindekilerden bahsediyorum) yazı donatılmış. Bu biraz belgesel gerçeklik ile esrarengiz olayların harmanından oluşmuş tipik bir "mucize" anlatısı. Okuyucuya "Viyana'da neler olmuş neler, bak neler bulmuşlar!" diyerek hem merak uyandırıyor hem de Hristiyan dünyasının kazandığı zaferin "metafiziksel" boyutunu süslüyor. Eski dünyada bir savaşı kazanmak sadece askeri üstünlük değil, aynı zamanda "ilahi inayetin" kimin tarafında olduğunun bir kanıtı. Ama en önemlisi tanıklık meselesi. Defineyi bulan kişi müttefiklerin baş mühendisi olan dönemin yıldız ismi Georg Rimpler. Rimpler gibi birinin dahli olayın gerçekliğine çarpan etkisi yapmakta. Mühendis Rimpler bir "tahkimat" uzmanı. Bulduğu kutunun üzerinde "savunma kulesi" ve "silahlar" görmesi, buluntunun tam da onun gibi bir asker için bırakıldığına dair inancı pekiştiriyor. Yani bulması gereken kişi tarafından bulunmuş. Bu durum görevine ilahi bir meşruiyet katıyor. Şahlanmış at ise zaferi muştuluyor. Gömü muhtemelen Viyana'nın gelecekte bir gün kuşatılacağını öngören eski bir “vasiyet” niteliğinde. Zaten yazıda “Bulursan sus” diyerek hazinenin veya bilginin kutsallığına/gizliliğine vurgu yapıldığı, sadece zenginliği değil, aynı zamanda “savaşmayı” ve “inşa etmeyi” de bir görev olarak yüklediği; “Bugün değil, yarın da değil” diyerek, hazinenin asıl ihtiyaç anında (yani bu büyük kuşatmada) ortaya çıkacağının okuyucuya güçlü bir şekilde hissettirildiği aşikar.

Rimpler’e gelecek olursak. O gezgin bir mühendis. Savaşlarda farklı milletler adına görev alan bir “profesyonel”. Hatta “Kaleler Üzerine Üç Bölümlü Bir İnceleme”, “Tahkim Edilmiş Kale”, “Tahkimat ve Savunma İçin Sağlam Bir Temel Oluşturma” adlı telif eserleri olan bir muharrir.[3] Viyana kuşatması ise son görevi oluyor. Galibiyeti göremeden Ağustos ayında koluna aldığı bir yara sonucu vefat ediyor.[4] Bunları neden anlattım? Çünkü mühendisimiz gazetenin basıldığı tarihte artık hayatta olmadığı için havadisin gerçekliğinin de teyit edilme imkânı bulunmamakta. Eldeki tek şey isminin yarattığı itimat. Zafer her açıdan Kutsal Roma İmparatorluğu’na temin ve garanti edilmiş; müjdeye mazhar olan kişi de Rimpler. Haberi yapanlar, gerçek bir askeri kazı olayını alıp, içine bu Latince "kehanetleri" yerleştirerek olayı bir "tevafuk zinciri" gibi sunuyorlar. Böylece zaferin askeri başarısı, "kaderin bir cilvesi" ve "ilahi bir onay" haline geliyor.

Bir de savaşın ağır bilançosunun yanında sembolik ve duygusal bakiyesi var: ele geçirilen Türk sancağı. O dönemde bir ordunun sancağını ele geçirmek, o ordunun tamamen dağıldığının ve mağlup edildiğinin en büyük kanıtı kabul edilirdi. Haliyle sancak da mutlak zaferin somut nişanesi olarak manşetlerdeki yerini alıyor. Habere göre bu kıymetli ganimet Papa’ya gönderilmiş. Papa da sancağı kendisine takdim eden elçiye, bir takdir göstergesi olarak, 6000 Rigsadaler (gümüş para) hediye etmiş. Ayrıca kendisine yıllık 500 Rigsdaler tutarında bir maaş da bağlayarak onu 'Şövalye' unvanıyla onurlandırmış. Tüm bu malumatın yanında, okurun tahayyülünü beslemek adına "sancak" gazetede detaylandırılmaya da çalışılmış. Bir yüzünde
“Sana saadet ve başarı diliyoruz; öyle ki Tanrı günahlarını bağışlasın ve sana kutsal lütfunu ihsan eylesin”
yazdığı; diğer yüzündeyse,
“Tanrı sana yardım ve zafer bahşetsin ki onun inancının saflığı ve samimiyeti yayılabilsin ve dostların kalplerinde yer etsin. Tanrı’dan başka ilah yoktur ve Muhammed Tanrı'nın elçisidir"
ifadesinin bulunduğu belirtilmiş.[5] Gerek Avusturya’da gerek Polonya'da gerekse Vatikan ve Türkiye’de bu savaşa ait olduğu söylenen sancaklar var ama hangisi bu haberde bahsi geçen ve Papa’ya gönderildiği söylenen sancak, bu konu bir muamma. Emin olduğumuz şey ise sancağın tasvirinin mevcut olduğu. Çünkü bu sancak mevzu o kadar önemli görülmüş ki gravürleri hazırlanmış ve broşürler biçiminde açıklamalı olarak basılmış.

Bir örneği elimizde olan "broşüre" dikkatle bakıldığında Viyana şehrinin panoramik bir görünümü altında sancağın suretinin, mızrağı ve püskülüyle birlikte işlenmiş olduğu ve İtalyanca açıklamalarla (rengine, ölçüsüne kadar) ayrıntılı bir biçimde aktarıldığı görülecektir. Bu broşürlerle alakalı olarak Barbara Karl, “Sancağın görselini de içeren bu tarz broşürler birer propaganda malzemesi olarak elden ele dolaşmış; böylece halkın eline, eve götürebilecekleri sembolik bir zafer mirası bırakmıştır” diyerek ilginç bir tespit yapar.[6] Hakikaten de halkı zafere ve ganimete paydaş kılmak için geliştirilmiş son derece yaratıcı bir fikirle karşı karşıyayız. Bu hamlenin kitleler üzerinde bir çeşit "psikolojik mülkiyet" oluşturduğunu söylemek lazım. Savaş meydanındaki bir sancağı herkes göremez veya ona dokunamaz; ancak o sancağın görselini içeren bir kâğıt parçasına sahip olmak, halka o zaferin bir parçasına "malik olduğu" hissini verir. Broşür, zaferi soyut bir haber olmaktan çıkarıp, kişinin cebine koyabileceği somut bir nesneye dönüştürür. Üstelik bu yöntemde müthiş bir "hinlik" de yok değildir: Söz uçar, ancak bu broşürler evlerin duvarlarına asılır, elden ele geçer ve nesiller boyu saklanır. Propaganda, halkın gönüllü olarak muhafaza etmek isteyeceği bir "ganimet" kılıfına sokulmuş olur. Bilgi verme maskesi altında, zafer hissini evin içine kadar sokan ve kolektif hafızayı diri tutan; maliyeti düşük fakat etkisi muazzam bir yöntemden bahsediyoruz... Gazeteye ve diğer haberlere geri dönersek, galibiyetin çıktıları bunlarla sınırlı değil. Bir başka havadise bakalım.
Viyana şehrinin mutlu kurtuluşu vesilesiyle, İmparatorluk Darphane Müdürü özel bir madalyon bastırmış ve bunu İmparatorluk Majestelerine en derin saygılarla sunmuştur. Madalyonun bir yüzünde şu sözler yer almaktadır:
1683 / 14 Temmuz'da / Viyana Avusturya / Türkler tarafından kuşatıldı / fakat / En Yüce Koruyucu'nun [Tanrı] / İmparator I. Leopold'un gayreti ve hikmeti / Polonya Kralı III. Jan'ın [Sobieski] bizzat varlığı ve güçlü desteği / Viyana Üniversitesi Senatosu'nun / yetkililerin / vatandaşların ve şehir sakinlerinin / uyum ve birlik içindeki itaatiyle / aynı yılın 12 Eylül günü düşman bozguna uğratılarak / kuşatmadan kurtarıldı / Matthias Mittermair von Waffenberg, Majesteleri Kutsal Sezar'ın Darphane Yetkilisi / bunu sundu. [Madolyonun sol sütunu:] Bavyera ve Saksonya Elektörleri bizzat yardıma gelerek, İmparatorluk desteğiyle ve Konsey Başkanı Kont Kapliíř'in idaresi altında... [Madolyonun sağ sütunu:] Lorraine Dükü'nün [V. Charles] önderliğinde, İmparator Vekili ve Başkomutanın [Sobieski] idaresinde ve Şehir Komutanı General Kont Starhemberg'in komutasında...
Bu haberdeki madalyon sınırlı sayıda basılmış olmasına rağmen günümüze kadar ulaşmayı başarmış; bugün birçok koleksiyonda ve müzayede evinde karşımıza çıkmakta (bkz. alttaki görsel). Gazetedeki metin ile madalyon üzerindeki ifadelerin birebir örtüşmesi üç yüz küsur yıl sonrasından haberi bize somut bir biçimde teyit etmekte. Hazır elimizde çok fazla hasar görmemiş örnekler mevcutken, bu objeyi metnin haricinde de bir incelemeye tâbi tutmak yerinde olacaktır.

Fakat haberdeki madalyona geçmeden önce kısa bir parantez açalım. Alexander Hirsch 1683 yılı ve hemen akabinde Avrupa'nın çeşitli yerlerinde Viyana zaferine atfen bastırılan hatıra madalyalarını detaylı bir şekilde katalogladığı kitabında 107 farklı eser tespit etmiş. Hirsch bu kadar fazla çeşitte madalyonun bulunmasının, galibiyetin Avrupa'da ne kadar derin bir etki yarattığının kanıtı olduğunu söylüyor. Hirsch'e göre bu madalyonlar; Viyana'nın 1683'teki kuşatmadan kurtuluşunu ölümsüzleştirmeyi, gelecek nesillerin atalarının gösterdiği kahramanlığı ve atlatılan büyük tehlikeyi unutmamasını sağlamayı amaçlıyordu. Bunun yanı sıra, Osmanlı ordusuna karşı kazanılan bu kritik zaferin yarattığı coşkuyu tüm Avrupa'ya duyurmak ve bu başarıyı tarihsel bir belgeye dönüştürmek de hedeflenmişti.[7] Çoğunlukla hükümdarlara, prenslere ve soylulara hediye edilen bu eserler, sadece içerdikleri metinlerle değil, görsel dilleriyle de bu işlevleri yerine getirmekteydi. Şimdi bu durumu, elimizdeki örnek üzerinden ikonografik olarak çözümlemeye çalışalım.
Madalyonun Zihin Haritası
Madalyonu daha derinlemesine çözümlemek adına hazırladığım şematik eskiz, detaylara odaklanmamızı ve ibareleri daha rahat tahlil etmemizi sağlayacaktır. Eskiz üzerindeki renkli hatlar da bilahare metin içerisinde atıf yapılan bölgeleri ayırt etmemize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. Merkezi sembollerle başlayalım:

Kompozisyonun merkezinde Kutsal Roma İmparatorluğu'nu temsil eden, başında taç taşıyan çift başlı kartal yer almakta. Kartalın pençelerinde hükümranlık sembolü olan asa ve askeri gücü temsil eden kılıç bulunuyor. Göğsündeki "L. I" damgası ile İmparator I. Leopold vurgulanmakta. Kartal bir küre (dünya) üzerinde duruyor. Kürenin üzerinde surlarıyla birlikte Viyana şehri tasvir edilmiş. Sol üst köşede, parlayan bir güneşin içinden yansıyan "ilahi göz" figürü dikkat çekiyor. "Tanrı'nın inayeti"ni simgeleyen bu figür ışınlarını doğrudan imparatorluğun üzerine gönderiyor. Sağ alt köşede ise bulutların arasına gömülen bir hilal figürü görmekteyiz. Bu da, Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisini ve geri çekilişini sembolize etmekte.[8]
İkonografik yorumun dışında bir de ibarelere bakalım. Solda güneş ışınlarının alt tabakasında (bkz. sarı çizgi) COL-LIG-IT-AVX-ILY-RAD-IOS (Yardım ışınlarını bir araya getirir) yazmakta . Madalyonun çemberinde ise (bkz. kırmızı çizgi) büyük karakterlerle IMPERY MVRVM AVSTRI AC INTERPONIT IN ORBE (Avusturya'yı imparatorluğun suru olarak dünyaya yerleştirir) yazısı görünmekte . Kürenin etrafında ise (bkz. yeşil çizgi) SVB VMBRA ALARVM TVARVM (Kanatlarının gölgesi altında) ifadesi karşımıza çıkmakta. Sağ altta hilalin üstündeyse (bkz. mavi çizgi) VICTAM REDEGIT IN VMBRAS (Yenileni [hilali] gölgelere sürdü) ibaresi bulunmakta.[9]
Özetlemek gerekirse "Tanrı'nın Gözü" ve imparatorluğun üzerine düşen ışık hüzmeleri, zaferin dünyevi bir stratejiden öte, "İlahi İnayet" ile kazanıldığını ilan eder. Bu kurgu, İmparator I. Leopold’ün otoritesini kutsal bir zemine oturtur. Avusturya sadece bir devlet değil, tüm Hristiyan dünyasını Türklere karşı koruyan aşılmaz bir kale olarak tanımlanmıştır ve Viyana da imparatorluğun kanatları altına alınmıştır. Hilalin (Osmanlı) karanlığa ve bulutların altına sürülmesi ile kartalın ışıkla yıkanması arasındaki karşıtlık, savaşı iki ordu arasındaki bir çatışmadan çıkarıp "ışık ile karanlık" arasındaki kozmik bir mücadeleye dönüştürür. Velhasıl kelam; bu madalyon 17. yüzyıl Avrupa'sının zihin haritasını sunan ideolojik bir mühürdür. Savaş meydanındaki askeri başarı, bu sanatsal nesne aracılığıyla dini ve ebedi bir üstünlük anlatısına tahvil edilmiştir.
Sonlara yaklaşırken gazetemizin sadece Viyana kuşatmasıyla yetinmediğini, ricat halindeki Osmanlı ordusunun Macaristan topraklarında aldığı diğer ağır darbelerden de kısaca bahsettiğini ekleyelim. Haber metni, Ciğerdelen (Barckan) Savaşı ve düşme eşiğindeki Estergon Kalesi gibi hadiselere değinerek bozgunun coğrafi ve stratejik çapını çok daha geniş bir perspektiften sunmakta. Bu sarsıcı gelişmelerin aktarımı, okuyucuyu hem askeri hem de psikolojik yıkımın büyüklüğüne ikna etme görevini layığıyla yerine getirmekte.
Toparlayacak olursak...
Danimarka basını için II. Viyana Kuşatması, sadece uzak bir askeri çatışma değil; ilahi ve dünyevi kodlarla yeniden kurgulanan bir zafer anlatısıdır. Extraordinair Maanedlig Relation’da yer alan metinler; rakamlar, tanıklıklar, nesneler ve semboller aracılığıyla salt askeri bir kronoloji sunmaktan ziyade, zaferin neden “tartışmasız”, “kaçınılmaz” ve “ilahi olarak onaylanmış” olduğunu kurgulayan bütünlüklü bir söylem üretir. Gazete bu süreçte, olup biteni aktaran pasif bir aracı değil; anlamı inşa eden aktif bir özne/fail gibi çalışır. Söylemin merkezinde yer alan Kinnerling örneği, bu inşa sürecinin tipik bir yansımasıdır. Sadrazamın en yakınındaki figürlerden biri olarak sunulan bir at tabibi üzerinden verilen devasa asker sayıları ve kayıp istatistikleri, istihbarat sağlamaktan ziyade zaferi "ölçülebilir" kılmaya hizmet eder. Buradaki sayılar bilgi değil, düşmanın muazzamlığını vurgulayarak galibiyetin çapını genişleten retorik araçlardır. Bu sayede zaferin rastlantısal bir başarı değil, somut verilere dayanan mutlak bir gerçeklik olduğu izlenimi pekiştirilir. Benzer bir işlev; Rimpler’e atfedilen define anlatısında, ele geçirilen sancaklarda ve bu imgelerin görsel olarak dolaşıma girme biçimlerinde de kendisini gösterir. Kehanetler, ilahi göndermeler, kutsal semboller askeri başarıyı metafizik bir çerçeveye yerleştirir. Böylece Viyana’nın kurtuluşu yalnızca kazanılmış bir savaş değil, tecellisi kaçınılmaz bir "yazgı" olarak da kodlanır. Bu anlatıda zafer, beşerî irade kadar Tanrı’nın açık müdahalesinin de bir sonucudur. Broşürler ve madalyonlar ise bu anlatının kalıcılaşmasını sağlar; zafer soyut bir haber olmaktan çıkarak dokunulabilir, saklanabilir ve sergilenebilir nesnelere dönüşür. Okuyucu, bu nesneler aracılığıyla zaferin sadece tanığı değil, aynı zamanda taşıyıcısı haline gelir. Kolektif hafıza metinle sınırlı kalmaz; evin duvarına asılan bir gravürle ya da elden ele dolaşan bir madalyonla gündelik hayatın içine sızar.
Bu noktada Danimarka basınının coğrafi uzaklığı önemini yitirir. Anlatı, yerel bir haber olmaktan çıkarak Avrupa genelinde dolaşan ortak bir zafer dilinin parçası hâlini alır. Osmanlı ordusu bu dilde stratejileriyle değil, sayılar ve semboller aracılığıyla görünür kılınır. Hilal karanlığa çekilirken, bulutların arasından süzülen ve etrafa ışınlar saçan "İlahi Göz"(Tanrı'nın koruyuculuğu), kartalı (imparatorluğu) ışıl ışıl aydınlatır. Böylece askeri çatışma, iki ordu arasındaki bir mücadele olmaktan çıkarılıp "ışık ile karanlık" arasındaki kozmik bir karşılaşma olarak sunulur. Sonuç olarak II. Viyana Kuşatması’nın Danimarka basınındaki yansımaları, Erken Modern Dönem’de medyanın işleyişine dair kritik ipuçları sunmaktadır. Gazete, broşür ve madalyonun eşgüdümlü birlikteliği, askeri bir olayı ideolojik bir anlatıya dönüştürmüştür. Bu anlatı, yalnızca dönemin kamuoyunu etkilemekle kalmaz, aynı zamanda yüzyıllar boyunca aktarılacak bir kolektif hafızanın temelini atar. Viyana önlerinde kazanılan zafer; savaş alanından taşarak kağıda, metale ve imgeye kazınmış ve tam da bu yüzden, unutulmaz olmuştur.
— Bilgi G. Gülgeç
Notlar
[1] Makalenin başında koyduğumuz detaylı tablo tam da bu durumla ilgili. Örneğin gazetedeki tabloda kimi sözcükleri teşhis etmek hayli kolayken (Bassa af Jerusalem/Kudüs Paşası ya da Janitskarer/Yeniçeriler) kimileri ise (Dsontorables/Diyarbakır [?] gibi) tam bir muamma. Matbaaya gelene kadar sözcüklerin uğradığı fonetik erozyonun miktarını bilmek kolay değil. Ayrıca benzer seslere sahip olabilecek sözcükler mevzuu var. "Sophie Bassa"yı ben her ne kadar Üsküp paşası olarak çevirmiş olsam da burada Sofya şehrinden gelen bir paşaya ya da isim ya da sıfata (Sofu/i) işaret ediliyor olabilir. Bir de yerel dilde şehir isimleri işin içine girince iş daha da zorlaşıyor. Matbaanın kullandığı teşhisi hayli zor olan Fraktur adlı Gotik yazı stili de üzerlerine eklenince tüm bu transliterasyon ve transkripsiyon işleri çetrefil hale geliyor.
[2] Blutiges Treffen / Welches Bey Barckan Von Denen Käyserlichen Und Polnischen Armeen Mit Den Türcken (Viyana (?), 1683).
[3] Sırasıyla “Ein dreyfacher Tractat von den Festungen (1673), Befestigte Festung, Artillerie und Infanterie (1674), Beständiges Fundament zu Fortificiren und Defendiren (1674) adlı eserlerinin orijinal baskıları Saksonya Eyalet kütüphanesinde bulunmaktadır. Dijitale aktarılmış halleri açık kaynak olarak internette mevcuttur. İlgili gravür içinse bkz. Ludwig Andreas Herlin, ed., Herrn George Rimplers, Ihro Römischen Käyserl. Majest. Weiland Gewesenen Obrist-Lieutenants Und Ober-Ingenieurs Sämtliche Schrifften Von Der Fortification (Dresden: Christoph Hekel, 1724).
[4] Christopher Duffy, The Fortress in the Age of Vauban and Frederick the Great 1660-1789: Siege Warfare (London: Routledge, 1985), 2:14.
[5] Burada şerh düşmek gerek. Gazete, sancağı tasvir ederken sancağın üzerinde yer alan fetih suresini ve kelime-i tevhidi ara kaynak dil üzerinden Danca'ya aktardığı için olsa gerek çeviri biraz farklılaşmış ve bağlam tam yansıtılamamış. Ayrıca yazıyı kaleme alan kişinin, içine doğduğu kültüre yabancı bir inanç dünyasının kavramlarını kendi dini-zihinsel şablonlarıyla anlamlandırmaya çalıştığı da çok net görülüyor. Bir de antrparantez, gravüre işlenen sancağa baktığımızda (bkz. üstteki resim) kelime-i tevhidin iki kez tekrarlandığı, surenin üstte, uçta ve altta yazıldığı ve dört köşedeki rozetlerde Allah ve halifelerin (Ali hariç) adlarının olduğu rahatlıkla görülecektir.
[6] Barbara Karl, “Silk and Propaganda — Two Ottoman Silk Flags and the Relief of Vienna, 1683”, Textile History 45, sy 2 (Kasım 2014): 204.
[7] Alexander Hirsch, Die Medaillen Auf Den Entsatz Wiens 1683 (Troppau: Adolph Hess, 1883), V-VI.
[8] Hirsch, Die Medaillen Auf Den Entsatz Wiens 1683, 6-7.
[9] Emil Novák ve Jakub Anderle, Chaurova Sbírka Medailí, VII.1 (Prag: Národní Muzeum, 2023), 111.

çok, çok, çok güzel.